Türkiye II. Bilişim Şurası Düzenleme Kurulu Başkanı Emrehan Halıcı'nın yaptığı açılış konuşması:

Sayın Başbakanım, Sayın Bakanlarım, Sayın Konuklar, Değerli Bilişimci Dostlar,

Sözlerime başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu Şura'yı büyük bir umutla gerçekleştiriyoruz.

Çünkü düşüncelerimizi, ürettiğimiz raporları hayata geçirmek için güçlü bir iradeyi yanımızda hissediyoruz.

Bu irade Sayın Başbakanımıza aittir.

Başından beri Şura'ya özel bir önem verip, bizleri yüreklendiren Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, Sayın Abdüllatif Şener ve Sayın Hüseyin Çelik başta olmak üzere tüm bakanlarımıza ve milletvekilimiz Sayın Reha Denemeç'e teşekkürlerimi sunuyoruz. Ayrıca 1. Bilişim Şurası'nı toplayan Başbakan Sayın Bülent Ecevit'e de huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum.

Yıllardır düşündük, konuştuk, yazdık. Artık sonuçları görmek istiyoruz.

Biliyoruz ki, Bilgi Toplumu hedefine, ancak hep birlikte hareket ederek ulaşabiliriz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, sosyal durumlarımız ve ekonomik düzeylerimiz farklı olabilir, ancak hedefimize ulaşmak için güçlerimizi iyi niyetli olarak birleştirmeliyiz.

TBMM, Hükümet, siyasi partiler, kamu kesimi, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve bireyler, yani tüm bir ulus bu konuda bir seferberlik oluşturmalıyız. Bunun için Bilgi Toplumu ulusal bir hedeftir, partiler üstüdür ve bir devlet politikası olarak kabul edilmeli ve bir “Bilişim Reformu” kapsamında ele alınmalıdır.

Bu ve benzeri toplantılarda sıkça bilgi toplumundan, bilgiden, bilimden, bilişimden bahsediyoruz. Dikkatinizi çekmiştir. Bu sözcüklerin hepsi “bil” kökünden gelmekte, bilmek kavramına dayanmaktadır.

Bilmek, Bilgi Toplumu'nda bireysel bir kimlikten daha çok toplumsal bir kimlikle bütünleşir. Siz de bileceksiniz o da bilecek, siz de bileceksiniz onlar da bilecek ...Formül budur.

Tarım toplumunda toprağa sahip olanlar, sanayi toplumunda makinelere, fabrikalara sahip olanlar bu varlıklara başkalarının da sahip olmasını istememişlerdir. Oysa şimdi, bilgi ve iletişim teknolojilerinden gereğince yararlanabilmek için sizin sahip olduklarınıza, başkalarının da sahip olması gereklidir. Basit bir örnekle, sizin internet bağlantınız olduğunu, ama ülkenizde başka kimsenin olmadığını düşünün. Kimseyle bağlantı kuramayacağınız için bu teknolojiye sahip olmanın size sağlayacağı bir yarar sözkonusu değildir.

Bu yüzden bilgi teknolojilerinin dünya çapında yaygınlaştırılması, bu konuda gelişmiş ülkelerin stratejilerinde belirgin bir maddedir. Dünya ve ülkeler genelinde fırsat ve olanak eşitiliği yaratması bakımından olumlu olarak kabul edilebilir. Risk ise, bu teknolojileri sadece kullanan konumunda kalmak ve onu üretenlere karşı giderek daha bağımlı hale gelmektir.

Türkiye olarak bu riski iyi algılamalı, bilgiyi ve teknolojiyi sadece kullanan değil, aynı zamanda üreten bir ülke konumuna gelmeyi hedeflemeliyiz..

Toprak, alanla sınırlıdır. Sanayi yatırımları makinelerle, hammaddeyle, parayla sınırlıdır. Oysa bilginin, bilgi yatırımının sınırı yoktur. Herkesin sahip olduğu ama yeterince kıymetini bilmediği akıl ve zeka bu yatırım alanının motor gücüdür, hammaddesi ise insandır.

Ne mutlu ki, Türkiye olarak genç ve akıllı bir insan kaynağın sahibiz. Bu potansiyeli kavramak, önemsemek ve değerlendirmek ve ülkemizi bilgi çağında dünyaya yön veren ülkeler arasına katmak, hepimizin görevidir, hepimizin borcudur. İmpatarorluklar kuran, fetihler yapan atalarımıza ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk'ümüze olan borcumuzdur.

Bu nedenle insan kaynağımızın ve gençlerimizin eğitimi, en büyük yatırımım alanımız olmalıdır. Şu an gündemde olan YÖK konusu da dahil, eğitim gibi hayati bir konuda yapılacak düzenlemelerde toplumsal mutabakat aranmasının ve gerginliklerden kaçınılmasının çok önemli olduğunu hatırlatmak isterim.

Evet, Bilgi Toplumu'nda hem siz bileceksiniz hem başkalarının da bilmesini isteyeceksiniz. Teknolojinin bize zorunlu olarak kabul ettirdiği bu gerçeği, yüzyıllar önce, büyük düşünür Hz. Mevlana bakın nasıl dile getiriyor: ”Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır.”

Bu sözlerde, hem bilginin paylaşılması ve çoğalması gereği, hem de kendi bildiklerimizle ilgili bir muhasebe yapma gereği saklıdır.

Bilgi dağarcığında sadece ezberledikleri bulunan, evreni ve kendisini bilmeye çalışmayan, en kötüsü de bilmediğini bilmeyen insanların bol olduğu dünyamızda bu muhasebenin yapılması çok önemlidir.

Ne biliyoruz? Ve bildiklerimizi hangi amaç için kullanıyoruz?

Bilim, kendimiz de dahil olmak üzere evrende neler olduğunu ve neler olabileceğini anlamaya çalışır. Neler olması gerektiğinin cevabını ise ahlak verir.

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, insanlığa zarar verecek biçimde kullanılmasına karşı koruyucumuz ahlakdır, vicdandır.

Sayın Başbakanım, değerli konuklar,

Hedefimiz bilgi ve teknoloji üretebilen ve bunları etik değerlere bağlı kalarak insanlığın iyiliği, mutlak sevgi ve dünya barışı için kullanan bir topluma dönüşmektir.

Türkiye 2. Bilişim Şurası'nın bu hedefe katkı sağlamasını umuyor, katılımcılara başarılar diliyor ve hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.